2 Temmuz 2011 Cumartesi

BOŞLUK

Ankara' da ilk hafta sonum. Hep erkenden kalktığım için öğlene kadar yatma hayalim hüsrana uğradı. Oda arkadaşlarımla kahvaltı yaptım, GRE çalışamayıp depresyona girdim, ''Veronika Ölmek İstiyor'' kitabını okudum güzel bir kitap tavsiye ederim. Nette oyalandım, tekrar yemek yerken akşam ne yesem diye düşündüm. Sanırım biraz depresyona girdim. Gücüm azalmış ve hiç bir şeyi başaramayacakmışım gibi. Filmlerde birisi gelip duygulu laflar eder sonra herkes gaza gelir ve mutlu son...Benim için böyle olmayacak. Peki çözüm ne olabilir şimdilik bilmiyorum. Cumaya kadar düzelmiş olurum.

27 Haziran 2011 Pazartesi

GÖZLƏ

Yıllardır hayal ettiğim şirketteyim, elimi kolumu sallayarak içeri girip çayımı içtikten sonra bilgisayarımı açıp işimi yapmaya devam ediyorum kaldığım yerden, hayalimdekine çok yakın. Peki mutlu muyum, sanırım hayır. Her şey aynı anda mükemmel olamıyor nedense, illa bir şeyler eksik kalacak, illa arada sızlayan bir yaran olacak. Yara dediysem alnımdaki yara gibi başlarda can sıkan ama sonra kabullenilen cinslerden değil. Yokluğu hep fark edilecek, hep acıyacak bir yara. Tek çaresi aynı alanda nefes almak sanırım. Sanırım sanırım...Kendimden sıkılmaya başladım.
Günler sürünerek yavaş yavaş geçiyor ve o gün yaklaşıyor. Tek tesellim her geçen an aslında o ana yaklaşıyor olmam. Beklemeyi öğretti bana hayat ve sayılı günler çabuk geçerse eğer 12 gün kaldı. Sen de beni bekle...

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Yağmur

Beyazıt' a gidip bursumu aldıktan sonra bursun yaklaşık %50' sini kredi kartına yatırıp bu arada yağmurdan sıçan gibi oldum. Ayakkabım ıslandı, koşarak tramvaya bindim. Tramvaydan indiğimde binebileceğim bir otobüsün gelişime aldırmadan gidişini izledim. Kader deyip gelecek otobüsü bekledim. Cam kenarına oturup yağmur damlalarının cama vuruşunu izledim, O' nunla izleyebilmeyi istedim. Camın ardındaki damlalara dokunmaya çalıştım sanki yapabilecekmişim gibi. Damlaların birbirleriyle yarışır gibi camdan süzülüşlerini izledim. Grip hapının uyuşturduğu beynimin algı yeteneği yavaş yavaş açılıyordu sanki. Yağmura rağmen hayatı sevebileceğimi fark ettim. Evet hayat güzeldi. Bazen çok sevdiğin insanlarla, bazen yalnız ve huzurlu yürüyüşlerle, deniz kokusunu içine çektiğinde, çok sevdiğin yemekleri ölümüne yediğinde, sürükleyici bir kitabı okurken içinde hissettiğin büyüleyici his ile , çimlere uzanıp Güneş' in yüzünü severcesine dokunduğunda ve O hayatımda olduğunda.
"Yaşamak güzel şey be kardeşim"...Nazım Hikmet

26 Nisan 2011 Salı

Gümüşdikeni' nden mesaj

"Now I lay me down to sleep ,I pray the Lord my soul to keep. If I die before I wake, I pray the Lord my soul to take."

Yani Olmuyor İstesem De

Geçtiğimiz yolları arıyor gözüm yine
Sanırım şehir uzakta kalıyor

Ellerimi uzatsam tutmak isterim günü
Ama güneş her gece tepemde doğuyor

Yani olmuyor, olmuyor istesem de
Kimse gelmiyor beklesem de
Yani olmuyor, olmuyor istesem de
Kimse gelmiyor

Yaz kokusu duyardım kışın ortasında bile
Uzun cümleler kurardım konuşurken
Eski filmlerde kaldı böyle sözler deniyor
Ama şimdi filmler bile eskimiyor

video

22 Nisan 2011 Cuma

Hebele Hübele


Bazen kafama mavi huni takıp hebele hübele diye ortalıkta koşasım geliyor bazen de en ufak terslik yapana kafa göz dalasım geliyor. Yarabbim ben ne oldum böyle? Manyaklıkta kariyer mi yapıyorum?

20 Nisan 2011 Çarşamba

Yine Yazı Bekleriz

Havalar çok soğuk ve yağmurlu. Aşırı yağmurlu bir yerde büyüdükten sonra gelip yeni bir hayat kurduğum İstanbul'un bu yağmurlu sahnelerini hiç sevmiyorum. Bu sahneleri rtük gelip kesse mesela, sadece güneşli günleri bıraksa bize olmaz mı? Zaten okul insanı insanlıktan çıkarıp robota dönüştürüyor, bari hava moral olurdu bize. Dün 3 saat kalkmadan interpolasyon yapıp, yanlış işlemler yapıp depresyona giren, ölesi gelen kadın portresi çizdim. Hesap makinesini kırıp parçalayasım geldi ama sonra düşündüm ki ya yanlış yapan sen, makineye kızan sen. Adamın ne suçu var ? Biraz Hürrem Sultan kitabını okuyup entrika öğrendikten sonra artık uyuyum dedim. Sonra bir an hesap makinemin yokluğunu hissettim, gözümün önünde sayılar uçuşmaya başladı. Eeehhh dedim gidin lan uyumam lazım. Sağa dön, sola dön, sırtüstü, yüzüstü derken ne kadar süre sonra uyuduğumu bilmiyorum. Uyku problemime çare bulmam lazım. Yastığa başını koyunca uyuyan insanlardan olamam belki ama en azından çok beklemeyeyim uyumak için.
Dude ler yemeğe çağırdı gitmem lazım, yemek için yaşayanlardanım :)

15 Nisan 2011 Cuma

ARTIK...


Günün son saatleri. Yorucu bir günün ardından(her cuma olduğu gibi) sergilenen bir tiyatro "Artık..." Başta sıkıcı ve salakça gelen ama zaman ilerledikçe içimi kaplayan hüzne ve tatmine kendimi bıraktığım oyun. Sevgiye aç olarak büyümüş ve takıntılı olmuş bir bekçi; aşkından doğan ölüme sevinen bir genç; Beyrut' ta öldürülemeyen genç kuşbaz ve aklımda kalan güzel sözler, arapça ninniler. "eğer bir yerde kuşlar uçuyorsa, orada duyacak bir şeyler var demektir." Ya yoksa, ya kuşlarda ümidini kesmişse hayattan, tutunacak bir umut kalır mı insanlara ya ada geriye isana dair izler kalır mı? Artık birileri duymalı ve görmeli... Çok geç kaldık mı? Hala kurtarılacak bir şeyler kalmıştır belki. Hey durmadan konuşup kafamı şişiren iç seslerim, düşünün ve bir çözüm bulun bana. Umuda giden bir çözüm. Çocuğuma bırakacağım güzel bir Dünya. Vücudumda mikroplar yayılırken ve vücut ısım artarken , hoşçakal zalim Dünya...

22 Mart 2011 Salı

UMUT


Sanki hayat bana hafiften gülümsemeye başladı ama içimde oluşturulan ''aman çok güldük başımıza bir şey gelmesin'' mantığı ürkütüyor beni. Amannnn kork kork nereye kadar, artık huzura ermenin vakti geldi, yaşlandım. Köşeme çekilip mutluluğun keyfini çıkaracağım artık. Kafam rahatken, sevdiğim adam yanımdayken,hafiften huzura ermişken hayat güzel be kardeşim...
Bir de yaz gelsin, çimlere yayılalım, deniz kenarında oturup denizi koklarken geçen teknelere bakıp 'bir gün benim de olacak bunlardan' diye hayal kuralım. Adalara gidip bisiklete binemeyim :)
Azıcık hayatın tadını çıkarıyım

2 Şubat 2011 Çarşamba

YENİ VE YENİDEN


Selam gençlik,
Uzun zamandır bloğuma yazmıyodum arada bir açıp kapattım ama yazasım gelmedi. Bazen herkesten herşeyden uzaklaşmak istiyorum. Öyle anlarıma denk geldi malesef. Bu ruh halinden çıktığım söylenemez ama en azından burda konuşmak istedim. Belki okuldan belki de ailevi durumlardan çok bunaldım. İnsanların yanında ya susuyorum ya da çirkefleşip bağırıyorum. En iyi yolun susmak olduğunu düşünüp susmaya karar verdim. Ancak elime ne geçti bilmiyorum. Kısacası yeniden aranızdayım. Okan Bayülgen Ağıt şiirinde '' daha çok sevin beni, daha çok gülün bana'' diyordu. Ruh halim bozuldu, bunu tekrarlar oldum hep. Deliriyor muyum acaba?
Bunca zamandır ne yaptığımı anlatayım biraz. Köpek gibi ders çalıştım, tiyatroya gittim, resim sergisine gittim, Bulgar kahvaltısı yaptım, anime izledim( Fullmetal ve Claymore' u herkese tavsiye ederim). Aklıma başka bir şey gelmedi. Eee siz neler yaptınız millet, insanların arasına dönmenin zamanı geldi :)

Gördüğünüz güzel bayan, Claymore' un en güçlü savaşçılarından Teresa. Güzelim kadın insanlığından öldü. ''Teresa' yı Vurmasınlar'' diye grup açmayı düşünüyorum. Bakalım kısmet.
Görüşmak üzere :)